Arşivi | Gundem

Aşırı Aybaşı Kanaması Bitkisel Tedavisi

 Aşırı Aybaşı Kanaması Bitkisel Tedavisi

Bazen bayanlar regl dönemlerinde aşırı adet kanaması yaşayabilirler. Eğer bu kanama sık sık oluyorsa mutlaka doktora başvurulmalı. Şayet sürekli olmuyorsa bitkilerden faydalanmak mümkün. Fakat şunu belirtmeliyiz ki aşırı adet kanaması sürekli olduğunda hastalık habercisi olabilir. Bilmediğiniz bir hastalığınız olabilir, bu nedenle öncelikle bir jinekoloğa başvurup muayeneden geçiniz. Fakat tıbbi bir sorununuz yok ve aşırı adet kanamalarından rahatsızsanız, bitki kürü size yardımcı olacaktır. Aşırı adet kanamasına bitkisel tedavisi kürlerini açıklayalım.

Aşırı Adet Kanaması Bitkisel Çözüm kürü:

Malzemeler:

1) 2 yemek kaşığı ufalanmış çoban çantası,

2) 2 yemek kaşığı ufalanmış atkuyruğu.

Hazırlanışı ve kullanımı:

4 bardak soğuk suya 2 yemek kaşığı ufalanmış çobançantası ve atkuyruğu bitkisi konulup, ikisi birlikte 10 dakika bekletilir. Bu karışımın 1 günde tüketilmesi gerekir.

Aşırı Adet Kanaması Bitkisel Tedavisi Kürü:

Malzemeler:

1) Bir tutam kereviz,

2) Bir tutam maydanoz.

Hazırlanışı ve Uygulanışı:

Bir tutam kereviz ile maydanoz kaynatılır. 1 gece bekletilip, 3 gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir.

 

Öneri:

Ağır kaldırmamak, aşırı yorulmamak, ayağı soğukta bırakmamak, soğuk yiyip içmemek gerekir.

Bal, pekmez, semiz otu, kestane, çilek, böğürtlen, hurma, iğde, nar bol miktarda yenir.

1. Tarif:

50 gr. yumurta kabuğu dövülüp hafif tavada kavrulur.

50gr. Havlıcan tozu

50 gr .Kardeş kanı

1.kg. bala karıştırılır. 3 öğün aç karnına 1 yemek kaşığı yenir veya süte karıştırılıp içilir.

2. Tarif:

1 Fincan tuzsuz tereyağı

1 fincan bal

Karıştırılıp ılık olarak aç veya tok karnına şurup gibi 1-2 yemek kaşığı veya bir fincan içilir.

3. Tarif:

100 gr. Demirhindi

500 gr. Suda eritilir.

1 çay bardağı aç karnına içilir.

4.Tarif:

Bol kestane çiğ veya pişirilerek yenir.

5. Tarif:

100 gr. Çörek otu dövülür.

1 kg. bala karıştırılıp 3 öğün 1 yemek kaşığı aç karnına yenir.

6. Tarif:

1 kg bal
100 gr at kestanesi
10 adet yumurta kabuğu
50 gr polen
50 gr arı sütü
karıştırılıp macun yapılır. 3 öğün aç karnına 1′er yemek kaşığı yenir.

7. Tarif:

1 kg bal
1 kg Keçiboynuzu pekmezi
100 gr polen
100 gr saf arı sütü
100 gr havlıcan
100 gr kardeş kanı
10 adet yumurta kabuğu
dövülüp macun yapılır. 3 öğün aç karnına 1′er yemek kaşığı yenir.

8. Tarif:

100 gr iğde
100 gr hünnap
100 gr çekem meyvesi
100 gr anason
3 lt suya
koyulup 2 lt kalana kadar kaynatılıp süzülür. Suyu alınıp 3 öğün aç karnına 1′er su bardağı içilir.

9. Tarif:

Ökse otu
Mersin Yaprağı
Karadut yaprağı
At kestanesi kabuğu
Asma yaprağı
Bitkilerin tamamı eşit miktarda karıştırılıp 2-3 su bardağı kaynar suya karışımdan 2 yemek kaşığı atılıp az kaynatılıp demlenir. 3 öğün aç karnına 1-2 su bardağı ılık olarak içilir. Gerekirse bal ve pekmez ilave edilir.

10. Tarif:

Isırgan otu
Böğürtlen yaprağı
Karabaş otu çiçeği
Kantaron çiçeği
haspir
Kırk kilit otu
eşit mitarda karıştırılıp 2-3 su bardağı kaynar suya karışımdan 2 yemek kaşığı atılıp 10 dakika demlenir. Aç karnına 3 öğün 1-2 su bardağı sade, bal veya pekmezli olarak içilir.

17 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Astigmatlık Bitkisel Tedavisi

 Astigmatlık Bitkisel Tedavisi

Astigmatlik, göz yuvarlağının çaplarındaki düzensizlikten gelen bir arızadır. Normal kimselerde bu çaplar aynı uzunluktadır, Halbuki astigmatlarda biri ötekine uymaz. Bu yüzden astigmat insanlar noktayı çizgi halinde görürler. Böylelikle eşyanın şekillerini normal olarak göremezler.

Sebebi. : Çok defa doğuştan olma bir arızadır. Bazan miyopluk, bazan da hipermetroptuk ile birlikte olur.

Belirtileri : Astigmat olanların yakın çalışmalarda gözleri çabuk bozulur. Yakından veya uzaktan fena görmezler hastayı rahatsız eder. Baş ağrıları ve sinirlilik halleri ortaya çıkabilir.

Tedavisi : Göz doktoruna muayene olunduktan sonra, uygun bir gözlük almak ve bunu devamlı Olarak kullanmak lazım gelir.

19 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Astım Bitkisel Tedavisi

Astım Bitkisel Tedavisi

Astım Nedir?

Astım, çeşitli uyarıcılar nedeniyle solunum yollarını meydana getiren bronşların kasılarak daralması, bronş zarının şişmesi yada balgam gibi yapışkan sıvıların hava yollarını tıkaması ve aşırı duyarlılık sonucu “solunum güçlüğü“ne neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.

Astım Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Bitkisel Astım Tedavisi: Astım şikayetlerini azaltan başlıca bitkiler Ardıç, Banotu, Çay, Çuhaçiçeği, Denizüzümü, Dişotu, Güzelavratotu, Kahve, Kakule, Kekik, Melekotu, Merzengüş, Okaliptüs, Tatula, Vebaotu, Yakıotu, Zencefil olarak sayılabilir.

Kahve, Çay ve Kakao: Kafein içeren bu bitkiler uyarıcı ve bronşları açıcı etkileri ile astımın neden olduğu nefes darlığı şikayetini önlemeye yardımcı olur. Fakat fazla miktarda kullanılmaları sinirlilik ve uykusuzluk yapabilir.

Isırgan Otu: 1 bardak kaynamış suda demleyeceğiniz bir çay kaşığı kadar ısırgan otu ile hazırladığınız ısırgan otu çayı oldukça etkili bir bronş açıcıdır. Isırgan otu çayını bal ile tatlandırarak hem lezzetine lezzet katabilir hem de balın da şifasından faydalanabilirsiniz.

Meyankökü: Oldukça lezzetli bir bitki olan meyankökünden hazırlayacağınız çaylarda, günde 3 fincanı geçmemek kaydıyla, astım, nefes darlığı, öksürük ve boğaz ağrısına karşı faydalıdır.

Rezene ve Anason: Bu iki bitkiden yapılacak bir çay astım başta olmak üzere solunum yolu hastalıklarında faydalıdır.

Ayrıca, C vitamini ile B6 vitamini açısından zengin besinler tüketmek nefes darlığı ve solunum yolu hastalıklarına karşı koruyucudur.

 

Ne Yapmalı?

• Nefes vermeyi kolaylaştırmak için solunum borularını geniş­letici ilâçlar verilirken; aynı zamanda hastalığa sebep olan mad­de yeya olay keşfedilmelidir. Astıma sebep olan etki ortadan kal­dırıldığı zaman tedavi kolaylaşmakta ve krizlerin önüne geçilebil­mektedir.

• Varsa iltihabi durumlar önlenmelidir.

• Öksürüğü kesmek için tedbir alınmalı, balgam söktürücü ilâçlar kullanılmalıdır.

• Hasta sık sık solunum hareketleri yapmalı, bronşların tabiî yolla açılmasına yardımcı olmalıdır.

• Yine astıma yol açan alerjik madde tesbit edilmeli, bünyenin bu maddeye hassasiyeti giderilmelidir. Buda aşılarla yapılır..

109 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (2)

Artroz Bitkisel Tedavisi

Artroz Bitkisel Tedavisi

ARTROZ
Artroz, bir ya da birden çok eklemde görülen ve eklemi saran kıkırdakdoku-sunda özgün doku yıkımı yapan kronik bir hastalıktır. Hastalık, eklemdeki ke­miklere de zarar verir. Artroz kısaca ek­lem yıpranması ya da yaşlanması olarak tanımlanabilir. İleri yaşlarda görülen bu doğal artrozdan başka, eklemle ilgili ye­rel ya da sistemik hastalıklar sırasında görülen erken yaş artrozu da vardır.
Artroz doku yıkımı yapan bir hastalıktır. Biçim bozucu artrit (artritis de-formans) ile hiçbir ilgisi yoktur. Artritis deformans ya da öbür adıyla kronik bi­rincil poliartrit, tüm eklemleri ve eklem boşluğundaki dokuları tutan bir hasta­lıktır. Akut artrit de artrozdan ayrılma­lıdır. Akut artrit, mikrobik etkenlerle oluşan eklem iltihabıdır. Eklem roma­tizması ise gençlerde sık görülen ve bo­ğaz enfeksiyonlarına yol açan beta-hemolitik streptokokların toksinlerine karşı, eklem dokusunun verdiği iltihabı yanıttır.

İleri yaşların tipik hastalığı olarak ka­bul edilen artroz, gelişmiş ülkelerde ve 40 yaş sonrasında yaygındır. Kadınlarda daha sık görülür. Öncelikle, omurga (özellikle bel ve boyun bölgeleri), kalça, diz, ayak, başparmak elbileği-eltarağı ek­lemi (başparmağın kökündeki eklem) gi­bi çok işleyen, hareketli ve/ya da vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde ortaya çıkar.
NEDENLERİ
Artrozlar birincil ya da eklemin meka­nik (harekete bağlı) işlevlerini bozan et­kenlere bağlı olarak ikincil olabilirler. Birincil artroz nedenleri genel özellikler taşır.
Yaşlanma ve eklemin sürekli hare­keti, eklem kıkırdağının aşınmasına, es­nekliğini ve kayganlığını yitirmesine yol açar. Eklem kıkırdağı gittikçe daha az beslenir ve parçalanmaya başlar. Kı­kırdağın yaşlanmasıyla birlikte artrozun anatomik ve radyolojik bulguları da za­manla belirginleşerek 40-50 yaş sonra­sında eklemlere bütünüyle yerleşir. Art­roz gelişiminde yaşlanma dışında şiş­manlık da etkilidir. Şişman kişilerde ek­lemlere fazla yük binmesi ve kolesterol fazlalığı gibi metabolizma bozuklukluk-lan artroz gelişimini kolaylaştırır. Art­rozun başka genel nedenleri arasında hormonal bozukluklar (yumurtalık ve tiroit bezlerinin hastalıkları), karaciğer ve böbrek hastalıkları, krpnik çevresel damar yetmezliği (varis) sayılabilir. Menopoz artroz sürecini hızlandırır ve hastalığın gidişini kötüleştirir. Artrozda kalıtsal etkenlerin de rolü olduğu göste­rilmiştir.
Eklem yüzeyinin tümünün ya da bir bölümünün aşırı ve doğal olmayan yük altında kalması kaçınılmaz bir şekilde artroza yol açar. Eklemin normal işle­vini bozan yerel etkenler sonucunda gelişen bu artrozlara ikincil artroz de­nir. En tipik örneği doğumsal kalça çı­kığı olgularında görülen kalça artrozudur. Doğumsal çıkığa bağlı olarak ek­lem başlıklarında gelişen biçim bozuk­luğu (deformasyon), mekanik uyuşum-suzluk yaratır. Böylece ekleme sürekli olarak ek yük yansıması da artroza yol açar. Yanlış kaynamış kemik kırıkları, dışa ya da içe dönük diz çarpıklıkları, kamburluk (kifoz), omurganın “S” bi­çimindeki eğrilikleri (skolyoz) gibi ek­lemlerde dengesiz yüklenmeye yol açan durumlar da küçük yaşlarda art­roz gelişimine neden olur.
Eklem kıkırdağım etkileyerek yıkı­mına yol açan hastalıklar; ikincil artroz nedenidir. Bunlar arasında eklem kırık ve çıkıkları, akut artritler, sık eklem içi kanamalar (hemofili), eklemde ürik asit birikmesi (gut) sayılabilir.
YAPISAL ANATOMİK DEĞİŞİKLİKLER
Eklemlerde artroz değişiklikleri tam olarak nasıl gelişir?
Daha önce de belirtildiği gibi ilk de­ğişiklikler eklemi saran kıkırdak kılıfın­da görülür. Kıkırdak kılıfı pütürlü, ku­ru, mat bir durum alarak esnekliğini yi­tirir. Daha sonra da ufalanarak, bazen de yok olarak altındaki kemiği örtüsüz bırakır. Kıkırdağın bu şekilde ülserleş-mesi, kemiğin yoğunlaşmasına, bütün­leşmesine ve mermer gibi pürüzsüz-leşmesine (fildişi kemiği) neden olur. Yoğunlaşan kemik bölgelerinin iç kıs­mında, kan damarlarınca beslenmeyen, ölü ve bağdokusu bakımından zengin kistik boşluklar gelişir. Kıkırdak kılıfı­nın bittiği eklem ucu çevresindeki ke­mik dokusu artışı çok yavaş gerçekleşir ve sonunda “osteofit” ya da “gaga” adı verilen kemik çıkıntıları oluşur. Eklem çevresindeki sinovyal kapsüller bu yı­kım sürecine sınırlı bir şekilde katılır­lar. Kan damarlarının genişlemesine bağlı olarak şişerler ve zamanla eklem yüzeyine yapışarak eklem hareketlerini kısıtlarlar. Bu süreçte iltihap bulguları­na hiçbir zaman rastlanmaz. BELİRTİLERİ
Artroz belirtileri yalnız hastalığa yakala­nan eklemle sınırlıdır. Bu hastalarda ge­nel durumla ilgili yakınmalara rastlan­maz. Başlıca belirtiler ağrı ve eklem ha­reketlerinin sınırlanmasıdır. Ağrı tipik­tir: Eklem hareket halinde iken ya da yüklenme olduğunda beliren ağrı, din­lenmeyle kaybolur ya da şiddeti belirgin ölçüde azalır. Eklem hareketlerinin ye­niden başladığı sabah saatlerinde şiddeti artan ağrı, eklemlerin ısınmasıyla yavaş yavaş azalır. Hareket kısıtlılığı mekanik bir nedenle meydana gelir: İki kemiğin birleştiği eklem yüzeyi düzgün, pürüz­süz ve kaygan olacağına pütürlü, çentik­li ve bozulmuştur. Kasların kasılması ve kapsülün kalınlaşması her iki eklem başlığım sıkıştırarak eklem hareketlerini sınırlar. Artroza bağlı bu bozukluklar kroniktir. Bazen göreli iyileşme dönem­leri yanında darbe, fiziksel zorlanma, soğuk kas zayıflaması ve şişmanlama gibi etkenlerle yakınmaların arttığı dö­nemler de görülür. Artroz oldukça yavaş gelişir ve gittikçe kötüleşerek ilerler.
Hekime başvurmayı gerektiren ilk eklem yakınmaları artrozun başlama­sından yıllar sonra ortaya çıkar.


TEDAVİ
Bu bölümde artroz tedavisinin genel il­keleri incelenecek, hastalığın sık olarak yerleştiği eklemlere değinilirken tedavi­nin ayrıntıları da açıklanacaktır. Artro­zun temelinde yatan kemik ve kıkırdak yıkımını onaracak hiçbir ilaç ya da fi­ziksel önlem yoktur. Tedavilerle Artroz gelişimi ancak çeşitli tıbbi ve fiziksel
Javi yöntemleriyle yavaşlatılabilir ya da bazı durumlarda yıkıma neden olan lezyona bağlı yalanmalar uzun bir süre hafifletilebilir. Bu bilgi ışığında artroz tedavisinin üç biçimde uygulanabilece­ğini belirtelim: Koruyucu, tıbbi (genel ya da yerel) ve cerrahi tedavi.
Artrozun önlenmesi, yaşlanmanın yol açtığı kaçınılmaz eklem yıkımını geciktirmeyi sağlayan tüm kişisel ön­lemleri kapsar. Aşırı kilo almaktan ka­çınmak, düzenli spor yapmak (yürü­mek, bisiklete binmek, yüzmek vb), kanda ürik asit, şeker ve kolesterol de­ğerlerini ölçtürerek artrozu hazırlayıcı hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak, dengeli beslenerek et çeşitle­ri, tatlılar, alkol vb yiyecek ve içecek­lerde aşırıya kaçmamak gerekir. Eklem ve iskelet yapısının doğumsal, nedeni bilinmeyen (idiyopatik) ya da tam teda­vi edilmemiş darbeye bağlı bozuklukla­rını önlemek için erken cerrahi ve orto­pedik tedaviler uygulanır.
Artrozun tıbbi tedavisi sistemik ya da yerel olabilir. Sistemik tedavide art­rozu ağırlaştıran hormonal bozukluklar, şeker hastalığı ve şişmanlık gibi hasta­lıklar tedavi edilir. Yerel tedavide ise, ağrının başlıca sorumlusu olan yumu­şak eklem dokularının örselenmesi azal­tılmaya çalışılır. Ayrıca iskelet sistemi­nin kan ve kalsiyum gereksinimleri ye­terli düzeyde karşılanır, hastalıklı ekle­min hareket yeteneği elden geldiğince korunmaya çalışılır. Cerrahi tedavi, art­roz yakınmalarına yol açan bozuklukla­rı önemli ölçüde düzelterek en başarılı ve uzun erimli sonuçların alınmasını sağlar. Hasta ekleme ve hastanın yaşma göre değişen bir dizi cerrahi yöntem uy­gulanabilir. Cerrahi yöntemlerin başlı-calan eklemi oluşturan kemikler arasın­daki bağlantıyı yeniden düzenleyen os-teotomi (ameliyatla kemiğin bir parçası­nın çıkarılması ya da kemik eklenmesi), yıkıma uğramış eklem başlıklarının bir bölümünün ya da bütününün protez (ya­pay kemik uçları) ile değiştirilmesidir. yun omurlarında sık görülür. İki tür omurga artrozu vardır: Disk artrozu ve interapofizer artroz. Disk artrozunda omurlar arasındaki disk (yastık) esnek­liğini yitirerek kemikler arasında ezilir. İnterapofizer artrozda ise hastalık omurların arka kısımlarını birleştiren küçük eklemlere yerleşmiştir ve omur­ga hareketleri sınırlanır. Bilindiği gibi omurlar arasında kıkırdak yapısında diskler bulunur. Bu diskler esnek ve kaygan olmalarıyla kemikler arasındaki sürtünmeyi en aza indirerek omurga ha­reketlerini gerçekleştirirler. Disk, artro­zun yıkıma uğrattığı ilk, hatta tek ek­lem yapısıdır. Omurga artrozunun öteki özellikleri hep bu başlangıç lezyonunun sonuçlandır. Disk yumuşar, bütünlüğü­nü yitirir, ufalanmaya başlar, incelir ve sonunda omurlar arasında ezilir.
İncelmenin, disk yüzeyinde eşit ol­maması sonucunda üstteki disk, alttaki hastalıklı diskin incelen bölgelerine doğru kaymaya başlar. Bir yandan da ezilen disk omurlann dışına kayar. Omurları birbirine tutturan bağlar, diski bütünüyle hapseder. Böylece iyice geri­len disk, kemiğin en dış yüzünü ve omurga periostunu (kemik dış zarı) tah­riş eder. Kemik, sürekli etkisinde kaldı­ğı tahriş edici uyaranlara “osteofit” ya da “gaga” adı verilen kemik çıkıntılan oluşturarak yanıt verir.
Kemik dokusundaki artış bazı ileri olgularda birkaç omurun birbiriyle kay­naşmasına neden olabilir. Kaynaşan omurlar arasındaki eklemler ve dolayı­sıyla hareketlilik sınırlanmış olur.
Omurga artrozunda, ağn ve omurga sertliğine ek olarak omurga kanalından geçen sinirsel yapılann zedelenmesine bağlı belirtiler de görülebilir. Omurga içinde omurilik yer alır. Omuriliğin ha­reket ve duyu sinirleri (motor ve sensor-yal sinirler) vücudun her yanına yayılır. Sinirler gidecekleri yere ulaşmak için mutlaka omurga içinden geçmek zorun­dadır. Bu geçiş, yapılarında birçok delik bulunan omurlann art arda sıralanarak oluşturduğu kapalı bir kanal içinde ger­çekleşir. Böylelikle bir omurun kayması ya da kemik çıkıntısının büyümesi, omur boşluğunu daraltarak sinire doğru­dan baskı yapar. Kemik baskısı ile sıkı­şan sinirin yayıldığı bölgelerde ağn du­yulacaktır. Örnek olarak, siyatik sinirin sıkışması ya da iltihabı sonucunda geli­şen siyatik tablosu verilebilir.
Ağnyı oluşturan tek etkenin sıkışma olmadığı, göğüs hizasındaki omurlan tutan artroz örneğinde daha iyi anlaşılır. Göğüs omurlarında boşluğun geniş ve bu omurlann çok az hareketli olması, sıkışma olasılığım zayıflatır. Bu durum­da sinir kökünü ilgilendiren iltihaplan­ma ve bazı olgularda mekanik değişim­ler sonucunda gelişen kanlanma yeter­sizliği söz konusudur. Sinir kökünün zedelenmesi ağn dışında çeşitli belirti­lere de neden olabilir. Özellikle artro­zun göğüs ve boyun omurlarını tuttuğu durumlarda, “servikal sendrom” görüle­bilir. Bu, gözbebeklerinde genişleme, etkilenen sinir kökü tarafında yarım baş ağrısı, eklem hareketlerinin çıtırtıh ol­ması, denge bozukluklan, kalp çarpıntı­sı ve mide bulantısıyla seyreden bir tab­lodur. Tüm bu belirtilere “Neri-BarrĞ-Lieou sendromu” adı verilir.
Omurga artrozu tedavisinin genel ilkelerine daha önce değinilmişti. Bu ara­da önemli bir noktayı vurgulamak gere­kir. Birkaç aydır sırt ve boyun ağrıların­dan yakınan bir hastanın hekime baş­vurması ile çekilen röntgen filminde disk ya da omurga arka eklemlerinde artroza bağlı yıkımın yıllar önce başla­dığı anlaşılır. Aynı hastanın bir-iki yıl önce hiçbir yakınması yokken omurga filmi çekilseydi, artroz lezyonlan tüm açıklığıyla görülebilecekti. Öyleyse ağ­rılar neden birdenbire ortaya çıkar? Bu­nun nedeni, önceleri her şeye karşın normal olan omurganın statik-dinamik (durağan ve devingen) dengelerinin, ba­zı yeni etkenlerle artık bozulmuş olma­sıdır. Bu etkenler omurgayı destekleyen kasların durumu, omurga kemiklerinin tuttuğu kalsiyum miktarı ve vücudu et­kileyen başka sistemik hastalıklardır. Bu nedenle, tıbbi tedavi filmlerde sapta­nan artrozu tedavi etmekten çok (ki bu olanaksızdır) genel ya da kaslara bağlı bozukluklann giderilerek yakınmaların dindİrilmesine yöneliktir. Fizik tedavi­nin artrozda çok geniş bir uygulama alanı vardır. Özellikle dolaşımı hızlan­dıran ve kas beslenmesini artıran masaj ve kuru ısı uygulanması (elektrikli yas­tık, Bier fırını, kısa hertz dalgalan ile yapılan markoniterapi, radarterapi, sı­cak kum tedavisi) yaygın olarak kulla­nılan yöntemlerdir. Cerrahi tedaviye çok az olguda baş­vurulur. Artrozun yaptığı yıkım sonu­cunda omurga kanalındaki sinirsel ya­pıların sıkıştığı olgularda cerrahi teda­viyle bu sıkışıklıklar giderilir. Birden fazla diskin yıkıma uğradığı ileri omur­ga artrozu olgularında ağnya yol açan sıkışmanın olduğu omurların çıkanlma-sı yöntemine başvurulur. Kalça artrozu. Kalça artrozun en çok görüldüğü eklemlerden biridir. Doğum­sal gelişme bozukluğu (konjenital dis-plazi) olanlann büyük bir bölümünde tedavi edilmemiş ya da bütünüyle iyi-leştirilmemiş doğumsal biçim bozuklu­ğundan kaynaklanan ikincil artroz gö­rülür.
İkincil artrozun başlıca nedenlerin­den biri doğumsal gelişme bozuklukları­dır. Çünkü tedavi edilmemiş ya da tam iyileşmeyen doğumsal gelişme bozuk­luklarında ilerleyen eklem uyumsuzluk-lan artroza ortam hazırlarlar. Tedavi edilmemiş ya da altı yaştan sonra tedavi edilmiş doğumsal kalça çıkıklarında uy­luk kemiğinin (femur) ya da kalça kemi­ği yuvasının (asetabulum) eklem yapıla­rında düzensizlikler kalır. Doğumsal kalça çıkığında beliren artroz oldukça ağırdır. Eklemlerdeki düzensizliklerin en az hafif olduğu olgularda bile artroz şiddetlidir. Doğumsal kalça çıkığına bağh olarak gelişen artrozun belirtileri çok geç ortaya çıkan (30-40 yaşlarında) ağn ve hareket kısıtlılığıdır. Kemik olu­şum bozukluklarının ileri derecede oldu­ğu olgularda, gerçek artroz tablosunun henüz ortaya çıkmadığı erken dönemler­de topallama ve ağn belirir. Kalça kemi­ği yuvası (asetabulum) ve uyluk kemiği başı aynı eğime sahip değilse, vücut ağırlığı eklem yüzeyjne eşit dağılmaz ve eklem kıkırdağı giderek aşınır. Çıplak kalan kemik yüzeylerinin birbirine değ­mesiyle çok ağnlı ve zamanla eklem ha­reketlerini kısıtlayıcı bir tablo ortaya çıkar. İkincil artroz, iki eklem yüzeyi ara­sındaki kusursuz uyumu bozan herhangi bir nedenin sonucunda gelişebilir. Bu nedenler arasında uyluk başının iltihap­lanmasını (osteokondrit) sayabiliriz (Perthes hastalığı). Bu hastalıkta kemik ucu (epifiz) çekirdeğinin 4-10 yaşlann-da meydana gelen yerel dolaşım bozuk­luğuna bağlı olarak normal gelişimini tamamlayamaması söz konusudur. So­nuçta uyluk başı büyük ölçüde yuvar­laklığım yitirir. Uyluk kemiği ucundaki ve uyluk boynundaki kırıklar çoğu za­man kemiği besleyen damarların da tı­kanmasına neden olarak kemik beslen­mesini önemli ölçüde bozar. Uyluk başı kemik dokusunda böylelikle kısmen ya da bütünüyle doku ölümü gelişir ve hız­la artroz oluşumu başlar.
Kalçanın mikrobik iltihaplarına (septik artritler) ya da Koch basiline (verem basili) bağh iltihaplar (verem artriti, koksit) eklem kıkırdağında ve kemik başlarında Önemli doku yıkımı yapar. Bu hastalıklarda klinik açıdan tam iyileşme sağlansa da bazen ağır art­roz tablosunun gelişimi önlenemez. Kalça artrozuna neden olabilecek belir­gin bir yerel etken olmadan gelişen art­roza birincil artroz denir. Bu artroz türü başta jngiltere olmak üzere Kuzey ülke­lerinde çok yaygındır. Daha çok orta-ileri yaşlarda (50-60 yaşından sonra) görülür ve bir yanda daha belirgin ol­mak üzere her iki kalça eklemini tutar.
Hastalık eklemlerde ilerleyerek ha­reketin sınırlanmasına neden olur. Uy­luk başı normal biçimini yitirir, büyür ve kalça kemiği yuvasını fazlasıyla dol­durarak eklemin tüm mekanik işlevini bozar. Kalça artrozunun en önemli be­lirtisi kasığa, kalçaya ve sıklıkla dize yayılan ağrıdır. Kalça ekleminin bacağı uzatan ve içe doğru döndüren hareket­leri kısıtlanmıştır. Öte yandan eklemin içeriye doğru yaptığı bükülme hareket hastalıktan uzun bir süre etkilenmez. Daha önce değinilen iki belirti sonu­cunda hastalığa özgü bir topallama (ka­çış topallaması) gelişir. Bunun nedeni hastanın yürürken vücut ağırlığını sağ­lam ekleme bindirerek, ağnlı eklemin yükünü en aza indirmeye çalışmasıdır.
Kalça artrozunun tedavisinde, öteki eklemlerin artrozunda olduğu gibi tıbbi ve fizik tedavi yöntemleri uygulanır. Tedavide öncelikle eklemdeki iltihabın ve eklem çevresindeki yumuşak doku­lardaki (sinovya zarı, eklem kapsülü, kaslar) zedelenmenin giderilmesi amaç­lanır. Tedavi sonucunda hastanın ağrıla­rında belli bir azalma olsa da, eklemler­de artrozun yol açtığı doku yıkımı ona­rılamaz. Kalça artrozunun cerrahi teda­visi, ortopedinin en önemli alanlarından biridir. Cerrahi tedaviden oldukça başa­rılı sonuçlar alınabilir. Kalça artrozunu önleyici ve artrozu tedavi edici iki tür cerrahi girişim yöntemi vardır. Artro­zun koruyucu cerrahi tedavisi çocuk ve gençlere uygulanır. Bu yöntem uyluk başının doğumsal gelişme bozukluğu ile asetabulum arasındaki mekanik uyumsuzluğu gidermeye yöneliktir. Böylece ileride gelişmesi kaçınılmaz bir artroz önlenmiş olur.
Uyluk boynunun yaptığı açıyı değiş­tirerek eklemin mekanik işlevlerini dü­zeltmeyi amaçlayan osteotomi (ameli­yatla kemiğin bir parçasının çıkarılması ya da kemik eklenmesi) ve doğumsal gelişme geriliği nedeniyle uyluk başım barındıracak boyutlara ulaşamamış ase-tabuluma (kalça kemiği yuvası) uygula­nan cerrahi girişimler de önemlidir. Kalça artrozunun cerrahi tedavisinde lezyonun tek ya da çift yanlı olması, hastanın yaşı ve cinsiyeti, mesleği ve yaşam alışkanlıkları gibi etkenlere bağlı olarak çeşitli yöntemler uygulanır. Kal­ça artrozunda geçerliliğini koruyan önemli cerrahi girişim yöntemlerinden bazıları şunlardır:
Osteotomi. Osteotomide uyluk kemi­ğinin başı ile kalça kemiği yuvası ara­sındaki değme noktaları değiştirilerek uyluğun burada yaptığı yıkım gideril­meye çalışılır. Cerrahi girişimden sonra ağrı kaybolur, artrozun ilerlemesi durur ve kalça işlevleri ile hastanın yürüme­sinde belirgin düzelme sağlanır. Jyileş-me bazen kalıcı bazen de geçicidir. Ge­ne de osteotominin genç ve eklem iş­levleri henüz ileri derecede bozulmamış hastalarda uygulanan, hastalığın nede­nini ortadan kaldırmayan, ama oluşan doku yıkımını onaran bir tedavi olduğu unutulmamalıdır. Kemiklerin, osteoto-miden sonra metal plakalarla birbirine tutturulması yöntemi geliştirildikten sonra, hastalara uzun süreli alçı uygu­lanmasına son verilmiştir.
Artrodez. Artrodez, eklemin cerrahi girişimle kaynaştırılmasıdır ve tek yanlı kalça artrozlannda uygulamr. Artrodez uygulanan eklem devre dışı kaldığından ağrı bütünüyle ortadan kalkar. Hasta sağlam eklemini kullanarak rahatça iş hayatım sürdürebilir. Ama bu tedavi so­nucunda oturma, araba kullanma ya da bisiklete binme gibi edimler güçleşir. Belli bir yaşama alışkanlığı olan hasta­lar gönüllü olarak kabul etmese de, artrodez en geçerli tedavi yöntemlerinden biridir.
Artroplasti girişimleri. Artroplasti, hastalığın yıkıma uğrattığı eklem başla­rına yeniden biçim verilmesidir. Eklem başlarını fasya, yağ vb biyolojik mad­delerle kaplama yöntemleri başarılı ol­mayınca, son zamanlarda yapay eklem başlarının kullanımına başlanmıştır.
Artroprotez. Her iki eklem yüzeyinin (uyluk ve asetabulum) ya da yalnız uy­luk başının değiştirilmesidir. Vücudun iyi uyum gösterdiği metal alaşımlardan üretilen yapay protezler kullanılır.
Artroprotez mekanik açıdan kalça artrozunu bütünüyle iyileştiren bir giri­şimdir. Ağrı birkaç gün içinde bütünüy­le kaybolur, eklem hareketleri ve yürü­me hemen hemen normale döner. Ama gene de bazı sorunlar görülebilir; hasta­ların bir bölümünde ekleme yerleştiri­len yapay maddelere karşı uyumsuzluk gelişir. Elde edilen sonuçların yüksek başarısı ve olguların başka girişimlerle tedavi şansının olmaması artroprotez tedavisini daha da geçerli kılar. Girişi­min teknik yönü geliştikçe artroprotez, artroz tedavisinde en seçkin yöntemler­den biri olacaktır.
Diz eklemi artrozu (gonartroz). Art­rozun dizde birincil olarak gelişmesi çok enderdir. Burada hemen her zaman iskelet çatısı eğrilmelerine, küçük yaş­larda geçirilen iskelet yapısını bozan hastalıklara ve darbelere bağlı ikincil artroz söz konusudur. Raşitizmde, kü­çük yaşlarda görülen kemik kırıklarının yol açtığı içe (X bacak, valgus) ya da dışa (parantez bacak, varus) dönük diz­lerde vücut ağırlığı yaşam boyunca ek­lemin içbükey yüzüne biner. Böylece aşın yük altında kalan eklem erken yaş­lanır ve kıkırdak ile altındaki kemik yı­kıma uğrar. Diz artrozu belirtileri ge­nellikle 50 yaşlarına doğru daha çok şişman, bacaklarında varis bulunan ve menopoz dönemindeki kadmlarda görü­lür. Başlangıçta sinsi bir ağrı vardır ve eklem hareketleri kısıtlanır. Hastalık yerleştikçe sinovya zarı kahnlaşarak diz şişer. Baldır kaslarında erime (hipotro-fi) başlar. Diz hafif gergin, eklem hare­ketleri kısıtlı ve seslidir (kıtırtılı). Diz filminde eklem kenarlarının inceldiği, hatta dizin iç ya da dış bölümlerinde bütünüyle ortadan kalktığı görülür. Hastanm ayakta çekilen diz filminde kemiklerin denge ekseninin bozulduğu ve eklem kenarlarının inceldiği belirgin
bir biçimde saptanır. Hastalığın birincil türünde genellikle dizkapağı kemiğinin eklem yüzeyinde osteoflt (kemik çıkın­tısı) oluşumu gözlenir. Eklem İçinde serbest kemik parçalarına rastlanabilir.
Tıbbi tedavi, öteki artroz türlerinde olduğu gibi ancak geçici rahatlama sağ­lar ve yalnızca hastalığın başlangıç ev­relerinde uygulanır. Belirtiler ortaya çıktıktan ve dizde belirgin biçim bozuk­luğu oluştuktan sonra ağrının giderilme­si ve ekleme olağan işlevlerini kazan­dırmak ancak cerrahi tedavi ile sağlana­bilir. Cerrahi girişim ile eklemde hare­keti sınırlayan ve ağrı yapan tüm ölü dokular çıkarılır ya da uyluk ve kaval kemiklerinin denge ekseni düzeltilerek yükün diz eklemine sağlıklı bir şekilde dağılması sağlanır. İlk geliştirilen cerra­hi girişim yöntemlerinden “keiloplas-ti”de eklem içindeki kemik kırıntıları, bozunmuş menisküs, uyluk ve kaval ke­miği yüzeylerini zedeleyen osteofltler, eklem kıkırdağında yıkıma uğramış alanlar çıkarılır. Dokuların bozunması ileri düzeydeyse kaval kemiğinin ek­lem yüzeyi çıkarılarak açıkta kalan ke­mik bu bölgeden alman yağdokusu ile örtülür. Dize binen yük eksenim düzelt­mek amacıyla osteotomi uygulanır. Bu eksenin bozulmasına yol açan, kaval kemiğine ve öteki kemiklere ilişkin is­kelet düzensizlikleri de giderilir. Cerra­hi girişim, kaval kemiği üst ucundan başlayıp kemiğin içbükey yüzeyi bo­yunca devam eden bir keşiden oluşur. Bu girişimle eklem yüzeyleri bütünüyle yatay duruma getirilir ve kesik kemik yüzeyleri arasına hastanın kendisinden ya da başkasından alınan takoz biçimin­de kemik parçalan sıkıştırılır. Böylece eklemin doğru bir biçim alması sağla­nır. Hasta girişimden sonra 3-4 hafta al­çıda tutulur. Ekleme birkaç ay boyunca doğrudan yük bindirilmez. Bu girişim 65-70 yaş üzerindeki hastalarda bile ol­dukça başarılı sonuçlar verir. Artrodez ve diz ekleminin devre dışı bırakılması girişimleri, ancak diz eklemini tutan bir enfeksiyon durumunda ya da çok genç hastalarda darbe sonrası gelişen artroz olgularda uygulanır.
* Günümüzde artroz tedavisinde önemli başarılar elde edilmektedir. Far­makolojik araştırmaların ve yeni cerrahi tekniklerin geliştirilmesi sonucunda yaygm bir hastalık olan artrozun yakın gelecekte daha geniş tedavi olanakları­na kavuşacağı düşünülmektedir.

16 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Artroskopi Bitkisel Tedavisi

 Artroskopi Bitkisel Tedavisi

ARTROSKOPİ NEDİR?

 

Artroskopi eklemi ilgilendiren hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılan minimal bir cerrahi yöntemdir. Artroskopi kelimesi latinceden alınmış olup , Artros[eklem] ve skopi [gözlemek] anlamına gelen köklerden türetilmiştir. Yani, artroskopi “eklemin içine bakmak” anlamına gelir. Eklemin içini görmemizi sağlayan alete ise artroskop denir. Artroskop fiberoptik ışık kaynağına bağlanmış mercek ve video kamera sistemleri kullanılır. Eklem içerisini gözlemek için, 0.5 cm’lik deliklerden artroskopinin optik sistemi eklemin içerisine sokulur. Artroskopi aslında optik bir sistemdir. Skop denilen optik sistemin ucuna takılan bir kamera ile monitörden bütün eklem içi görülür.. Eklem içerisindeki görüntüler 6-10 kez büyütüldüğü için eklemin içindeki bütün yapıların çok detaylı bir muayenesi mümkündür. Görüntüler videoya kaydedilebilir, fotoğraf alınabilir Bu çerçevede açık cerrahi tedavi yöntemlerinde gereken büyük kesileri yapılmadan, minimal ve çok küçük kesilerden eklemlerin içerisi gözlenir.

Ayrıca artroskopi ile, açık cerrahi sırasında ulaşılamayan bölgelerinde görüntülenebildiği için, daha eksiksiz bir inceleme olanağı vardır.

1980 li yıllara kadar, sadece teşhis amaçlı kullanılan artroskopi, teknoloji ve deneyimlerin gelişmesi ile bugün tatışmasız bir tedavi yöntemi olmuştur. Diz ve omuz gibi büyük eklemlerde 4mm. çaplı artroskoplar, küçük eklemlerde ise 1.9-2.7 mm çaplı olanları kullanılır. Bu çaptaki deliklerden girilerek, eklem kıkırdağı, menisküler, bağlar, eklemi döşeyen zarın hastalıkları, eklemi ilgilendiren kırık ve çıkıkları, tedavi edilebilmektedir . Günümüzde artroskopi bir teşhis aracı olmaktan çok, bir tedavi aracı olarak (artroskopik ameliyatlar) kullanılmaktadır.Bunun için görüntüleme sistemi dışında antroskopik, cerrahi özel olarak geliştirilmiş 2.7-6.5 mm çapında mekanik veya motorlu aletler kullanılır. Artroskopiden sırasında konulan kesin teşhise göre , aynı seansta artroskopik cerrahiye geçilir.

Tekniğin asıl yararı ameliyattan sonra görülür.Eklem açılmadığı için fizik tedavi ve rehabilitasyona daha erken başlanır ve daha kolay olur. Artroskopik cerrahi, çok küçük kesilerden yapıldığı için, normal dokulara en az zarar veren yöntemdir . Hastaların ameliyat sonrası ağrısı, açık cerrahi girişimlere göre çok daha azdır. Böylelikle hasta daha çabuk iyileşir, aktif yaşamına daha erken döner. Özellikle sporcuların spora erken dönebilmeleri büyük avantajdır.

Artroskopi sonrası yeterli bir ekzersiz yapılırsa eklemde hareket kısıtlılığı gelişme riski açık girişimlere göre yok denecek kadar azdır. Aynı şekilde enfeksiyon, trombofilebit gibi sorunlar daha nadir görülür. Bütün bu nedenlerden dolayı, artroskopik cerrahi sonrası iyileşme süresi daha kısa ve iyileşme süresi daha rahattır.

ARTROSKOPİ NASIL YAPILIR?

Artroskopik girişim için ameliyathane şartları ve anestezi gereklidir. Tanısal antroskopi lokal anestezi ile yapılabilir. Cerrahi antroskopi için sıklıkla genel veya spinal [ belden uyuşturma ] anestezi gereklidir. Eklem içerisini görmek için 0,5 cm boyunda bir kesi yapılır. Tanı ve tedavi için birkaç kesi daha gerekebilir. Cerrahi işlem için gereken aletler ikinci bir kesi ile eklem içerisine sokulur. Cerrahi girişim video monitöründen eklem içini seyrederedilerek yapılır. İstendiğinde artroskopinin tamamı videoya kayıt edilebilir. İşlem tamamlandıktan sonra, eklem içine biriken sıvıyı dışarı almak üzere bir dren yerleştirilebilinir. Bu dren sıklıkla ameliyattan bir sonraki pansuman sırasında çıkartılır. Artroskopik girişim sonrası çoğunlukla hafif ağrı kesiciler yeterli olur. Yapılan işlemin cinsine göre hastanede kalış süresi bir ile iki gün arası değişir, çapraz bağ veya diz kapağı çıkığı tamiri yapılan hastalar dışında genellikle yatış süresi bir gündür.

Artroskopik girişim sonrası alçı uygulanmaz, bazı durumlarda kontrollü harekete izin veren dizlikler kullanılır. Bazı girişimlerden sonra 3-4 hafta koltuk değneği kullandırılarak ameliyatlı bacağa tam yük vermekten kaçınılabilir. Artroskopi sonrası hangi hareket ve egzersizlere izin verileceği ve yara bakımının nasıl olacağı konusunda tarafınıza bilgi verilecektir . Kontrollerde dikişlerin alınması ve rehabilitasyon proğramı konusunda yardımcı olunacaktır . İyileşme süresi, yapılan girişimin büyüklüğüne göre değişebilir.

ARTROSKOPİ HANGİ DURUMLARDA GEREKLİDİR?

Eklem hastalıklarının tanısı, iyi bir hikaye, fizik muayene ve direkt grafiler ve labaratuar tetkiklerinin yardımı ile konulur. Gerekli hallerde bilgisayarlı tomoğrafi ve manyetik rezonans görüntülemesi kullanılabilir. Bütün bunlara rağmen teşhis zorluğu olan problemlerde artroskopik inceleme yapılabilir. Ancak günümüzde artroskopi aşşağıda sayılan problemlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çünkü artroskopi eklemleri ilgilendiren hastaların tedavisinde sık kullanılır. Uygulama sırasıyla diz , omuz, ayak bileği, el bileği, dirsek ve kalça eklemlerinde yapılmaktadır.

DİZ EKLEMİNDE:

Dizde en sık görülen sorunlar şunlardır:
Menisküs yırtıkları,
Bağ yırtıkları, özellikle ön çapraz bağ,
Eklem kıkırdağı hasarı,
Serbest cisimler (eklem faresi).
Diz eklem zarının iltihaplanması ve büyümesi (sinovit); genellikle romatizmal durumlara bağlıdır.
Artroz veya kireçlenme

Dizde artroskopik yani kapalı olarak yapılabilen başlıca girişimler:
Yırtık meniküs parçalarının çıkarılması,
Bazı menisküs yırtıklarının dikilmesi,
Ön ve arka çapraz bağ tamirleri,
Erken dönemde osteoartrit [kireçlenme] tedavisi,
Osteokondritisler [kıkırdaktan parça ayrılmaları veya eklem fareleri],
Diz eklemini ilgilendiren kırıklar
Taze kıkırdak nakilleri,
Patella (diz kapağı) ekseninin düzeltilmesi,
Diz kapağı çıkıklarının tedavisi
Eklem iltihaplarının boşaltılması,
Hastalıklı eklem zarının çıkartılması (sinovektomi)
Kaza veya hastalık sonrası meydana gelen hareket kısıtlılıklarının açılması,
Eklem içi iyi huylu tümör ve kistlerin çıkartılması artroskopik veya artroskopi destekli yapılabilir.

OMUZDA:

Kas sıkışması ve tekrarlayan omuz çıkıklarının tedavisi,
Omuz eklemi içindeki kıkırdak ve kas krişi hastalıklarına yönelik girişimler,
Erken dönemde osteoartrit [kireçlenme] tedavisi,
Romatizmal hastalıklarda sinevektomi [kalınlaşmış olan eklemi döşeyen zarın çıkartılması],
Omuz hareket kısıtlılıklarının açılması,
Eklem içi serbest cisimlerin çıkartılması artroskopik veya artroskopi destekli yapılabilir.

AYAK BİLEĞİNDE:

Eklem içi kırıklar, osteokondritisler [kıkırdaktan parça ayrılmaları ve eklem fareleri],
Meniskoid lezyonlar [tekrarlayan burkulmalar sonrası meydana gelen doku sıkışmaları],
Erken dönemde osteoartrit [kireçlenme],
Romatizmal hastalıklarda artroskopik tanı ve tedavi yapılabilir.

EL BİLEĞİNDE:

Eklem içi kırıkların tedavisi,
Sinir sıkışmalarının gevşetilmesi,
Bilek kemikleri arasındaki bağ yırtıklarının tedavisi,
Eklem kıkırdağı harabiyetlerin tedavisi,
TFCC [eklem içindeki özel kıkırdak yastıkçığı] yırtıkların düzeltilmesi artroskopik olarak yapılabilir.

DİRSEKTE:

Osteokondritislerin [kıkırdaktan parça ayrılmaları ve eklem fareleri] tedavisi,
Serbest cisimlerin çıkarılması,
Hareketi engelleyen kemik çıkıntılarının törpülenmesi,
Romatizmal hastalıklarda sinevektomi [kalınlaşmış olan eklemin döşeyen zarın çırtılması],
Eklem içi iyi huylu tümör ve kistlerin çıkartılması artroskopik veya artroskopi destekli yapılabilir.

16 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Arpacık Bitkisel Tedavisi

 Arpacık Bitkisel Tedavisi

Arpacık Nedir?

Arpacık, göz kapağındaki kirpik bezlerinde oluşan bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyon göz kapağının içinde ya da dışında, içi irinle dolu şişliklere neden olur. Bu şişlikleri sıkmak enfeksiyonun daha da yayılmasına neden olacağı için, arpacık olan bölgeyi kaşımaktan kaçınmalıdır.

Arpacık tedavisi için bağışıklık sistemini güçlendiren ve antibiyotik etkilere sahip bitkiler faydalıdır. Ayrıca, taze sebze ve meyveler de bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.

Arpacık için şifalı bitkiler: Soğan ve sarımsak, ekinezya, altınmühür, çay, kekik, papatya, kadın tuzluğu ve taş anasonu arpacık tedavisi için faydalı olan bitkilerdendir.

Soğan: 1 adet arpacık soğanı külde pişirilerek ılık halde arpacığın üzerine uygulanır. Yarım saat sonra temizlenir.

Sarımsak: Sarımsak dövülerek arpacığın üzerine konur.

Çay: Ilık çay pamukla arpacığın üzerine pansuman yapılır.

Papatya: 1 çay bardağı sıcak suya bir tutam papatya konur ve bir müddet sonra süzülerek bununla göze masaj yapılır. Bu tedavi 2 saatte bir, 5-10 dakika tekrarlanır.

Marul: Marulun taze yaprakları ezilip lapa haline getirildikten sonra arpacığın üzerine konursa faydası görülür.

Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Oluşan iltihabın boşalmasını sağlamak önemlidir. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır.

BİTKİSEL TEDAVİ YOLLARI

Patatesin iç kısmını rendeleyip bir bezin içine koyun. Bu bezi arpacığın üzerine kapatın.

Mayıs papatyası çayı (1 fincan kaynar suyun içinde 1 çay kaşığı kuru Mayıs papatyası 2-3 dakika bekletilir) ılıkken içine pamuk veya pamuklu bez batırılıp göze yatırılır.

ayrıca;

Asma Yaprağı

Ceviz Yaprağı

Meyan Kökü

Mürver Çiçeği

Papatya Çiçeği

Peygamber Çiçeği

Sinirli ot

bitkileri de arpacığa faydalıdır.

16 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Aritmi Bitkisel Tedavisi

 Aritmi Bitkisel Tedavisi

ARİTMİ

· Normalde kalp atımı sağ kulakçıktan başlar

.Sağ kulakçıkta elektrik uyaranlar çıkaran sinüs düğümü adı verilen özel hücre grupları vardır

· Uyaran kulakçıktan atriventriküler düğüme gelir. Atrioventriküler Düğüm, uyaranı karıncıklara taşıyan yollarla (Sağ Dal,Sol Dal) bağlantılıdır. Uyaranın bu yollar aracılığı ile bütün kalpte dolaşması sonunda önce kulakçıklar kasılarak kan karıncıklara pompalanır. Saniyeden kısa bir süre içinde kasılan karıncıklar yardımıyla kan tüm vücuda dağıtılır.

· Bu işlem normalde dakikada 60-100 kez tekrarlanır.

· Gerek uyaranın sinüs düğümünden başka yerlerden çıkması, gerek iletim yollarındaki aksaklıklar (blok), gerekse sinüs düğümünün anormal çalışması bu normal süreci bozar ve aritmi denilen kalp atım bozukluklarına neden olur. Kalp atımlarının düzeninin değişmesine aritmi denir. Atımlar arasındaki aralıkların kısalıp uzaması ve atım sayısının anormal ölçüde artmış (takikardi) veya azalmış (bradikardi) olması halidir.

· Değişik kalp hastalıkları(Koroner kalp hastalıkları, Kalp kası hipertrofisi, Kalp kasının iltihabi hastalıkları, Kapakçık hastalıkları, Elektrofizyolojik anormallikler aritmiye neden olur. Bunun dışında bozukluklar, elektrolit denge bozuklukları,tütün, alkol, stres, cafein, diyet ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları da aritmi nedeni olabilir.

· Aritmiler, kalp atımına neden olan elektriksel odağın bulunduğu kalp bölgesine göre;

.-Atrium (Kulakcık) kökenli aritmiler,

.-Ventriküler (karıncık kökenli) aritmiler olarak ikiye ayrılır

. Atrium (Kulakcık) kökenli aritmiler

· Sinüs aritmisi : Solunuma bağlı olarak kalb hızındaki değişmedir.

· Sinüs takikardisi: Sinüs düğümü alışılmıştan hızlı eletriksel uyaran çıkartır ve kalp hızı artar.

· Prematüre supraventriküler kontraksiyon (Zamanından önce ortaya çıkan karıncık üzeri bölge kökenli kalp kasılması)veya Prematüre atrial kontraksiyon (Zamanından önce ortaya çıkan kulakçık kökenli kalp kasılması).

· Supraventriküler takikardi (karıncık üzeri bölgeden köken alan kalp hızı artması) ve paroksismal atrial takikardi(nöbetler halinde gelen kulakçık kökenli kalp hızı artması)

. Ventriküler(karıncık kökenli) aritmiler

· Prematüre ventriküler kompleks(Zamanından önce ortaya çıkan karıncık kökenli elektiriksel uyarana bağlı, karıncık kasılması).

· Ventriküler takikardi: Karıncık kökenli elekriksel uyaranlara bağlı kalp hızı artmasıdır. Hastada çarpıntı, göğüs ağrısı, solunum güçlüğü, hırıltılı solunum yakınmaları ortaya çıkar. Tansiyon düşüktür. Komaya kadar gidebilen şuur bozuklukları olur.Hastanın en kısa zamanda hastaneye yetiştirilmesi gerekir. · Ventriküler fibrilasyonarıncığın kontrolsuz ve çok hızlı kasılmalarıdır. Bu durum kanın pompalanmasından ziyade karıncığın titremesine sebeb olur. Nabızsız aritmi adı da verilir. Kalbin pompalama yeteneğinin kaybı ile ani ölüme neden olur. Kalp bloğu Elektriksel uyaranın normal yollardan karıncıklara geçememesidir.

· Uyaranların tamamı gecikerek geçer.

· Uyaranların bir kısmı gecikerek geçer.

· Uyaranların hiçbiri geçemez. (Kalp atımları karıncıklardan köken alır, kalp hızı çok yavaştır)

· Sadece Sağ Dal’da iletim bozulmuştur (Sağ Dal Bloğu).

· Sadece Sol Dal’da iletim bozulmuştur(Sol Dal Bloğu).

Aritmi tanısındaki testler

Elektrokardiyografi(EKG): Kalbin elektriksel aktivitelerinin kaydedilmesidir. Göğsün üstüne, el ve ayak bileklerine çeşitli diskler yerleştirilir ve kaydedici cihaza kablolarla bağlanır. Kalbin elektriksel sinyalleri bir kağıda yazdırılır. Doktor kalbin ritminde değişiklik olup olmadığını kontrol eder.

-İstirahat EKG si: Hasta ekg çekilirken hareketsiz olarak birkaç dakika yatar.

-Egzersiz EKG si: Hasta EKG ye bağlı iken bisiklet ve koşu bandında efor yapar. Bu test, egzersizin aritmiye neden olup olmadığını veya aritmileri artırıp artırmadığını, veya kalp kaslarına kan akımının bozulduğuna dair bir belirti çıkıp çıkmadığını (İskemi) gösterir.

-HOLTER testi (24 saatlik EKG takibi): Hastanın günlük hayatı sırasındaki EKG değişiklliklerini kaydeden bir cihazdır. Bu test sayesinde diğer EKG testlerinde görülemeyen ritm bozuklukları veya iskemik bulgular saptanır.

-Transtelefonik İzleme: Hasta kaydedici cihazı, 24 saatten daha uzun süre taşır. Aritmi hissedince bu bilgiyi, izleme istasyonuna ya anında , ya da kaydederek daha sonra telefon yardımıyla iletir. Bu test daha çok nadir gelen aritmileri saptamakta yararlıdır.

Elektrofizyolojik çalışma (EPS): Genellikle kasık toplar damarından girilerek, ince ve esnek bir tüp (katater) yardımıyla sağ kulakçık ve karıncığa ulaşılır. Kalbin elektriksel aktivitesi izlenir. Bu test, doktorların aritminin tipini ve tedaviye nasıl cevap verdiğini saptamalarına yardım eder.

Aritmiler Nasıl tedavi edilir ?

· İlaçlar: Dikkatli seçilmelidir. Yan etkileri fazladır. Aritmiyi artırabilir. Dozun tesbitinde sürekli doktor kontrolu ve EKG testleri kullanılmalıdır.

· Kardiyoversion: Kalbi normal ritmine döndürmek için acil durumlarda, doktorlar tarafından göğüs duvarına uygulanan elektirik şokudur.

· Kalp içi defibrilatör(ICD): Ani ölümlere sebeb olacak ciddi ventriküler aritmiler (ventriküler fibrilasyon öyküsü, sık tekrarlayan ventriküler takikardi atakları) söz konusu olan vakalarda kullanılır.

Cihazın gövdesi göğüs kasının içinde oluşturulan yuvaya, elektrotları kalp içine yerleştirilir. Bu cihaz, kalp ritmini izler. Önemli ve tehlikeli aritmileri ayırt eder. Gerektiğinde elektirik şoku vererek ölümcül aritmileri düzeltir. Kalp hızının yavaşlamasına bağlı ölüm riski taşıyan hastalarda ayrıca pacemaker fonksiyonundan da yararlanılmaktadır.

· Kalp pili (Pacemaker): Sinus düğümünün düzgün çalışmadığı durumlarda veya kalp içi elektriksel iletim yollarında blok varsa, bu cihaz elektiriksel uyaranlar göndererek kalbin düzgün çalışmasını sağlar.

· Elektrofizyolojik araştırma ile aritmiye sebeb olan odak bulunabildiği taktirde bu odağın radyo-frekans dalgaları yardımıyla susturulması yöntemi de kullanılmaktadır

16 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Arı Sokması Bitkisel Tedavisi

Arı Sokması Bitkisel Tedavisi

 

 Arıların sokması genelde fazla zararlı olmaz. Ancak bazı alerjik bünyeleri fazla sarsar. Hele sokan an yaban arası ise ki, bunlara eşek arısı denir, bunlarınn birkaç tane­sinin birden sokması insanı komalık edebilir.
Arının iğnesini, ucu ateşte yakılmış bir iğne ile çıkar­mak yapılacak ilk müdahaledir.

Hemen sonra aşağıdaki ilaçlardan biri uygulanır.

TEDAVİSİ:
* Yanm fincan zeytinyağına bir baş sanmsak iyice dövülür. Meydana gelen merhem arı sokulan yere sarılır.
* Sönmüş kireç sürüp 10 dakika sonra soğuk suyla yıkanır.

  • Acı hıyarın kökü döğülür, sokulan yere sürülür.
  • Azvay denen bitkinin çiçekleri dövülür arının soktuğu yere sürülür.
  • İyice olmuş bir domates kesilir yaraya sarılirsa arı sokmasına iyi gelir.
  • Fesleğenin taze yaprakları alınır ezilip arı tarafından sokulan yere basılır.
  • Güneylik bitkisi döğülür arı veya akrep tarafından sokulan yere sarılır.
  • İncir dalı kırılır, sütü arının soktuğu yere sürülür.
  • Maydanozun tazesi ezilir, arının soktuğu yere sürülür.
  • Zakkum yaprağı ezilir suyu sokulan yere sürülürse arı sokmasına iyi gelir.

17 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Apse Bitkisel Tedavisi

APSE BİTKİSEL TEDAVİSİ

abse, iltihabın bir çeşidi olup, özelliği, dokunun eriyip, içini cerahatin doldurmasıdır. bazen de bir yaralanma, bir damarın bağlanması veya tıkanması sonucu ölü bir tabaka oluşur ve buraya mikroorganizmanın yerleşmesi ile irin dolu bir boşluk meydana gelebilir. apseler iki türlüdür:

sıcak apse: bu apsede ateş yükselir, ağrı ve zonklama olur. bu tür apse, her zaman bir veya birkaç mikroptan dolayıdır (yani sebep mikroorganizmadır). sıcak apsenin dört ana belirtisi; sıcaklık, kırmızılık, ağrı ve şişkinliktir (latince, color, rubor, dolor, tumor). apsenin çevresi sert, ortası ise oynak ve yumuşaktır.

soğuk apse: verem hastalığında görülen bir apse türüdür. öyle ki, el şişlik üzerine konulunca sıcaklık alınamaz ve basmakla ağrı uyandırılamaz. daha doğrusu sıcak apsedeki kesin iltihap belirtileri yoktur. fakat şişlik açılırsa, sıcak apsedeki gibi bir apse içeriğinin olduğu görülür. soğuk apsenin iki özelliği vardır.

1 – içinde irin yapıcı mikroplar ve irinleşme yoktur. apse içeriğini harap olmuş doku oluşturur.

2 – apsenin kaynağı ile görüldüğü yer arasında her zaman doğrudan bir ilişki yoktur. örneğin bel omurlarının soğuk apsesi (omurga veremi, pott hastalığı) kasıkta bir apse ile kendini belli edebilir.

sıcak apselerin tedavisi, cerrahi müdahale iledir. bu tedavi, apse yerinin açılması, irinin boşaltılması ve antibiyotikli merhemle uygulamadır. ayrıca ağızdan antibiyotik vermek gereklidir.

apseler tedavi edilmezlerse burada üreyen mikroorganizmalar vücudun diğer bölgelerine yayılabilirler. apseler, komşu dokulara açılabilir veya komşu damarlara ilerleyerek, bu damarlardan kaynaklanan kanamalara sebep olabilir.

apseler meydana geldikleri organların çalışmasını bozabilir, vücutta genel bir hastalık halsizlik, iştahsızlık yapabilirler. soğuk apselerde ise verem ilaçları kullanılır. bazen (örneğin böbrek vereminde) hastalığın yayılmasını önlemek için cerrahi işlem yapılabilir.

Apse Tedavisi: Apsenin tedavisi, türüne ve yerine bağlı olarak cerrahi ya da ilaçla yapılır.

Tedaviye yardımcı olmak için kullanılabilecek şifalı bitkiler:

Soğan: Bir baş soğan, kabuklarıyla külde pişirilir. Apsenin bulunduğu yere tülbentle sarılır. Yaklaşık 1 gün içinde apse olgunlaşıp, cerahat akar.

İncir: Taze incir ortadan kesilip apsenin üzerine konarak yine bir tülbentle sarılır. Bu da cerahat toplanmasına yardımcı olur. Apseden cerahat çıkmaya başladıktan sonra hafifçe sıkmak suretiyle iltihap akıtılır. Sonra oksijenli su veya tentürdiyot ile yara etrafı temizlenerek gazlı bezle kapatılır.

Sarımsak: Bir diş sarımsağı ikiye bölüp apsenin üzerine koyarsanız, iltihabı kurutmaya yardımcı olur.

Çok güçlü bir antibiyotik olan sarımsak, harici kullanımının yanında dahilen de apse tedavisi için faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirici etkileri ile Ekinezya apsenin iyileşmesine yardımcı olabilir. Bunun için hazır Ekinezya ürünleri alınabileceği gibi çayı da yapılabilir.

Bir bitki olmamasına rağmen bitkilerden hazırlanan bir besin olan Bal da ciltteki yara, bere ve apselerin tedavisi için oldukça yaygın olarak kullanılır

Apseye Bitkisel Çözümler:

1. Apse Bitkisel Tedavi Formülü:

- 3O damla ekinezya tentürü ( Tentür nedir: şifalı bitkileri kullanma yollarından biridir. ince kıyılmış, bitkinin yaprakları 35-40 derece alkollü içki ya da gene o konsantrasyon sağlayacak şekilde etil alkol ve hatta elma sirkesi ile karıştırılıp sağlamca karıştırılıktan sonra 14 gün güneşte bekletilerek elde edilir. Tentür de ya çay ya da suya karıştılıp içilir ya da dıştan masaj ve kompres yaparken kullanılır.)
6o damla yerba mate tentürü
1 su bardağı ılık su
Tüm malzemeleri bir araya getirin. Bağışıklık sistemini uyarmak ve enfeksiyonu ortadan kaldırmaya yardımcı olan bu bitkisel karışım, günde beş kez apse olan bölgeye sürebilir.

2. Apse Bitkisel Tedavi Formülü:

Dişeti apseleri için bitkisel çay ile çözüm:
1 ila 2 çay kaşığı diken üzümü
1 çorba kaşığı beyaz meşe kabuğu
1 çay kaşığı ekinezya kökü
1 çay kaşığı toz zencefil
2 su bardağı kaynar su

Cam bir kap içerisinde yukarıdaki bitkileri karıştırarak üzerine 2 bardak kaynar su dökün ve 3 – 4 saat bekletin. Apse olan bölgedeki gerginliği yok etmek ve apseyi yumuşatmak için apseli bölgeyi bu karışımla günde üç kez yıkayın. Diş eti apse tedavisi için bu çayı kullanıyorsanız ağzınızda gargara yapın ve 5 dk kadar ağız içerisinde beklettikten sonra tükürün. Karışımda yer alan ekinezya bitkisi doğal antibiyotik özelliği taşımaktadır.

Diğer yandan apsenin daha hızlı iyileşmesini sağlamak için taze meyve sebze ve özelllike taze ananas oldukça etkili olmaktadır. Beslenme menünüzde kızartmalardan, beyaz şekerli mamüllerden uzak durunuz. Ayrıca altınmühür bitkisi de apseli bölgeye uygulandığında apsenin olgunlaşması ve baş vermesini hızlandırır.

16 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Apandisit (Kronik) Bitkisel Tedavisi

 Apandisit (Kronik) Bitkisel Tedavisi

KRONİK APANDİSİT

Kronik apandisit, apandisin uzun süren ve tedavi edilmeden iyileşme olasılığı bulunmayan iltihabıdır. Ama Önceden kısaca değinildiği gibi kronik apandisit tanısı çoğu zaman yanlış konur ve bu tanı konan hastaların apandislerinin ameliyat sırasında tümüyle sağlıklı ol­duğu görülür.
Kronik apandisit kadınlarda, ergen­lik ve gençlik çağlarında daha çok görü­lür. Ayrıca kentlerde kırsal kesimdekin-den daha yaygındır.
Apandisit başından beri kronik ola­bileceği gibi akut apandisit sonrasında kronikleşmiş de olabilir. Ama her ikisi­nin de tedavisi apandisin çıkarılmasını gerektirdiğinden bu ayrımın uygulama­da pek bîr önemi yoktur. Belirtileri. Hastalık belirtileri kişiden ki­şiye farklılık gösterir. Belirtilerin kayna­ğı apandisin iltihaplanması, bu iltihabın yakın çevredeki organları da etkilemesi ve organizmanın bu olaylara tepkisidir. Kronik apandisit olgularında aralıklarla gelen ve akut apandisit krizlerindeki gibi şiddetli olmayan bir ağrı duyulur. Sağ kasıkta duyulan bu ağrılar şiddetli olma­sa da, hastayı işinden alıkoyacak kadar sıkıntı verebilir. Ağrı genellikle aşırı güç harcama, ağır ya da bağırsaklara dokuna­bilecek bir yemek, rahatsız edici uzun bir yolculuk ya da inatçı kabızlık gibi durumlardan sonra görülür. Ağrıya bu­lantı, öğürme, bazen kusma, iştahsızlık, genel kırıklık ve kabızlık eşlik edebilir. Eğer iltihap yakın organlara da yayılmış­sa ateş hafifçe yükselebilir.
Bazen ağrı sağ alt karın bölgesi yeri­ne safrakesesi hizasında duyulur. Bu durum apandisin normal yeri dışında, karaciğerin hemen altında bulunmasın­dan kaynaklanabilir.
Daha sık olarak ağrının kaynağı saf­ra kanallarının refleks kasılmalarıdır. Kadınlarda kronik apandisit ile dölyatağının sağ yan ekleri iltihabı (adneksit) arasında bir ilişki vardır. Sağ yumurta­lık ve yumurtalıkla dölyatağı arasındaki fallop borusunu içeren bu ekler apandi­sin yalanında olduğundan iltihaplanma olasılıkları yüksektir.
Kronik apandisit bazen mide hasta­lığını andıran belirtiler verir. Bunlar arasında mide ağrısı, sindirim güçlüğü, yemek sonrasında doluluk duygusu, bu­lantı, mide yanması ve mide ekşimesi sayılabilir. Bu belirtilerin ilk düşündür­düğü hastalık mide ülseri olduğundan radyolojik incelemeyle bu olasılık dış­lanır. Apandis bölgesine derinlemesine bastırılınca burada ve mide bölgesinde ağn duyulur. Bu belirtiler büyük olası­lıkla iltihaplı apandisten kaynaklanan ve mideyi de etkileyen reflekslere bağ­lıdır. Bu refleksler mide hareketlerini hızlandırarak ağrıya ve mide salgıları­nın artmasına yol açar

Apandisit Belirtileri:

Hastalık belirtileri kişiden ki­şiye farklılık gösterir. Belirtilerin kayna­ğı apandisin iltihaplanması, bu iltihabın yakın çevredeki organları da etkilemesi ve organizmanın bu olaylara tepkisidir. Kronik apandisit olgularında aralıklarla gelen ve akut apandisit krizlerindeki gibi şiddetli olmayan bir ağrı duyulur. Sağ kasıkta duyulan bu ağrılar şiddetli olma­sa da, hastayı işinden alıkoyacak kadar sıkıntı verebilir. Ağrı genellikle aşırı güç harcama, ağır ya da bağırsaklara dokuna­bilecek bir yemek, rahatsız edici uzun bir yolculuk ya da inatçı kabızlık gibi durumlardan sonra görülür. Ağrıya bu­lantı, öğürme, bazen kusma, iştahsızlık, genel kırıklık ve kabızlık eşlik edebilir. Eğer iltihap yakın organlara da yayılmış­sa ateş hafifçe yükselebilir.
Bazen ağrı sağ alt karın bölgesi yeri­ne safrakesesi hizasında duyulur. Bu durum apandisin normal yeri dışında, karaciğerin hemen altında bulunmasın­dan kaynaklanabilir.
Daha sık olarak ağrının kaynağı saf­ra kanallarının refleks kasılmalarıdır. Kadınlarda kronik apandisit ile dölyatağının sağ yan ekleri iltihabı (adneksit) arasında bir ilişki vardır. Sağ yumurta­lık ve yumurtalıkla dölyatağı arasındaki fallop borusunu içeren bu ekler apandi­sin yalanında olduğundan iltihaplanma olasılıkları yüksektir.
Kronik apandisit bazen mide hasta­lığını andıran belirtiler verir. Bunlar arasında mide ağrısı, sindirim güçlüğü, yemek sonrasında doluluk duygusu, bu­lantı, mide yanması ve mide ekşimesi sayılabilir. Bu belirtilerin ilk düşündür­düğü hastalık mide ülseri olduğundan radyolojik incelemeyle bu olasılık dış­lanır. Apandis bölgesine derinlemesine bastırılınca burada ve mide bölgesinde ağn duyulur. Bu belirtiler büyük olası­lıkla iltihaplı apandisten kaynaklanan ve mideyi de etkileyen reflekslere bağ­lıdır. Bu refleksler mide hareketlerini hızlandırarak ağrıya ve mide salgıları­nın artmasına yol açar.

Tanı:

Yukarıda açıklandığı gibi kronik apandisit zor tanınan ve değişken belirtileriyle safrakesesi iltihabı, mide-onikiparmakbağırsağı ülseri ya da ad­neksit gibi hastalıkları andırabilir. Üste-1 lik bu hastalıkların kronik apandisitle eşzamanlı olarak görülebileceği çeşitli araştırmacılar tarafından bildirilmiştir. Yalnız klinik verilere dayanarak tanı koymak kolay değildir. Ama iyileşmiş akut apandisit olgularında apandisle il­gili yakınmaların yinelenmesi, kronik apandisit tanısını kolaylaştırır.
Başlangıcından beri kronik olan apandisitlerde tanı koymak oldukça güçtür. Yapılan radyolojik incelemeyle apandisteki yapı değişiklikleri, çevre dokulara yapışmalar ve iç boşluğun kontrast (radyoopak) madde verilerek ortaya çıkarılan düzensizlikleri sapta­nır. Ayrıca öbür organlar da bu yöntem­le incelenerek belirtilerin düşündürdü­ğü başka hastalık olasılıkları dışlanır. Bu veriler kesin kronik apandisit tanısı koymaya yetmez. Tamda daha değerli olan ve radyoskopik incelemenin de destekleyebildiği temel belirti apandis bölgesine basılınca duyulan ağrıdır. Pt
Bu arada tıpta kronik apandisit tanısına hiç yer vermeyen bir görüş de vardır.
TEDAVİ
Hastalığın belirtileri ortaya çıktıktan sonraki ilk sekiz saat içinde akut apan­disit tanısı koymak çoğu kez zordur. Bu nedenle gözetim altına alınan hastaya ağız yoluyla besin vermekten kaçınmalı ve İshal yapıcı ilaçlar verilmemelidir. Hasta huzursuzsa yatıştırıcı bir ilaç ve­rilebilir. Tanı kesinleştikten hemen son­ra cerrahi girişim yapılır.
Cerrahi girişimde oldukça sık karşı­laşılan bir durum apandisit tanısıyla açılan hastada apandisin sağlam çıkma­sıdır. Bu durumda apandisin gene de alınması uygundur. Apandisit olgula­rında yanlış tanıyla sık karşılaşılması, kuşkulu durumlarda belirtilerin ağırlaş­masını beklemeden cerrahi girişim yap­ma eğiliminden kaynaklanır. Gecikme­nin hastanın yaşamı için büyük tehlike yaratması uzmanları hızlı karar verme­ye iter. Komplikasyonsuz apandisitten ölme riski binde 1 ‘dir; bu oran hastalı­ğın kangrenli tipinde binde 6′ya, patla­mış apandisitte ise binde 50′ye çıkabil­mektedir. Akut apandisiti antibiyotik­lerle denetim altında tutmak da doğru bir uygulama değildir. Çünkü bu hasta­lık, tıkanmış apandisin içinde antibiyo­tiklerin erişemeyeceği bir enfeksiyon­dur. Ama gene de cerrahi girişimin ge­reksiz olduğu ya da uygulanamayacağı olgular vardır. Örneğin, krizden 3-4 gün sonra geçici iyileşme evresinde he­kime başvuran hastaya ilk aşamada cer­rahi girişim yerine daha yatıştırıcı yön­temler uygulanır. Yayılmış karın zan iltihabında ise hastanın genel durumu denetim altına alınmadan cerrahi girişi­me başvurulmaz. Buna karşılık yaygın karın zarı iltihabının çocuklarda cerrahi olmayan yöntemlerle tedavisi çok daha yüksek ölüm riski yarattığından çocuk peritonitinde aynı yaklaşım geçerli de­ğildir.
Uzmanlar sık sık karın ağrılarından yakınan, ama kronik apandisit tanısı kesinleştirilemeyen hastalara cerrahi girişimde bulunma konusunda artık Çok daha dikkatli davranmaktadırlar. Bu yeni yaklaşım, sürekli karın ağrıla­rından yakınan çocuklarını kronik apandisit kuşkusuyla doktora götüren anne babaları endişeye sokmaktadır. Oysa halk arasında genellikle kronik apandisit olarak yorumlanan bu belirti­nin nedenleri çoğu kez başka hastalık­lardır. Yineleyen apandisit nöbeti ol­dukça kolay tanınır. Hastanın Özgeçmi­şinde gerçek bir apandisit krizinin bu­lunması uzmanı tanıya yaklaştırır. Apandisit krizi geçirmiş bir hasta karın ağrısı dönemlerinden, iştahsızlıktan,sağ alt karın bölgesinde dokunmayla uyarılan ağrıdan ve genel olarak kendi­ni kötü hissetmekten yakmıyorsa apan­disin ameliyatla çıkarılması doğru olur. Buna karşılık daha önce akut apandisit krizi geçirmemiş, ama karın ağrılarından yakınan bir hastada apandisin alınması çok daha zor verilebile­cek bir karardır. Özellikle ergenlik ça­ğındaki ve genç kadınlarda uzmanı ya­nıltabilecek üreme organı hastalıkları sık görüldüğünden apandisit ameliyatı kararının dikkatle verilmesi ayrı bir önem kazanır. ola­bileceği gibi akut apandisit sonrasında kronikleşmiş de olabilir. Ama her ikisi­nin de tedavisi apandisin çıkarılmasını gerektirdiğinden bu ayrımın uygulama­da pek bîr önemi yoktur.

18 total views, no views today

Kategori GundemYorumlar (0)

Toplam 20 sayfa, 15. sayfa gösteriliyor.« İlk...10...1314151617...20...Son »

Bitkisel Tedavileri Hakkında

Sitemizde Yer Alan Bilgiler bilimsel veri niteliğinde değildir.Bu nedenle uygulamadan önce doktorunuzla yada bir sağlık uzmanı ile görüşmeniz önerilir.Bitkisel kür yada önerilerle ilgili uygulamalar hakkında sitemiz bir sorumluluk kabul etmez. Site Haritası için tıklayınız Sitemiz Kullanan Kişiler İçin Uyguladığımız Gizlilik Politikaları

İlgili Linkler